24 Kasım 2009 Salı

Explosions in my "mind"-2

Kafamın içindeki patlamalar durmuyor. Her şey yerle bir oldu. Kurudum, katılaştım ve sustum. her şeyin gelip de buraya dayanması...susarak sindirmek, susarak sindirilmek. Ama bu benim seçimim. Susmak benim seçimim. Kelime enflasyonu var zaten, bir parçası olmak istemiyorum bu yapay kelime piyasasının. Korkaklık değil bu, korkacak ne kaldı. Yaşamadığım bir sürü şey, belki başıma gelse biri korkarım hemen. Ama yaşadıklarımdan, gördüklerimden, hissettiklerimden korkacak hiçbir şey kalmadı. Mide bulantısı sadece...kusma, kaçma, görmeme isteği. Çocukken annem her gece ballı süt içirirdi bana. Bir keresinde yalvarmıştım, annecim nolur içmiyim, midem bulanıyor demiştim. Öyle net hatırlıyorum ki...annem her zamanki isteksizliğim sanmıştı. öyle ya ben her gece süt içmek istemediğimi söylerdim anneme. zorladı annem tabi. İçeceksin dedi. İçtim ben de. Ne olacağını bilerek, ne söylediğimi bilerek diktim sütü. Yarıladıktan sonra bütün odaya kustum. Annemle babam kavga ettiler. Midemin bulantısıyla orda dikildim durdum. Hayatım sürekli şikayet etmekle geçtiği için kelimelerim artık hissettiklerimi karşılayamıyor, o yükün altına giremiyor. Amacım kimseyi bu sefer gerçekten kusacağıma inandırmak değil zaten. Bunları geçtim gitti. hoş inandırsam ne olur ki? Ama paçavraya dönmüş bu durumumda bile anlatma ihtiyacı hissediyorum, canlı birine, bakan birine, gören birine. Birine...kim olduğu çok fark ediyor. Bazen hiç fark etmiyor. İnsanlara olan ihtiyacım yaşamımı sürdürmek zorunda olmamla eş anlamlı. Kendi kendimi kilitlediğim odamda Paul Austervari bir Kehanet Gecesi yaşıyorum. İşte kahraman kendini o odaya sokar, sonra kapıyı da kitler, kitlemesine bile gerek yok çekiveririr sadece. Bitmiştir her şey. Kapının içeriden kolu yoktur ki dışarı çıkabilsin. Artık birine muhtaçtır. Kendisini kendi eliyle kıstırdığı odasından çıkabilmesi için "biri" gerekir.
kelimeleri tükettim. Yazacak kelimelerim var hep, ama anlatacak, söyleyecek, konuşacak kelimelerim tükendi. Anlamsız artık hepsi. Gerektiğinden fazla ya da az anlam yüklenmiş her birine. İşime yaramıyorlar. Kendi kelimelerimle acımaya devam ediyorum. O zaman niye? anlatabileceğim her şey bir bumerang gibi gelip beni buluyorsa yine, niye anlatmam gerekiyor, niye istiyorum, niye birine ihtiyaç duyuyorum? Bu da bir muamma şimdilik. Duygularımın teninden kopup gelen, bastıramadığım, görmezden gelemediğim bir tür çığlık. Ama zaman geçer, biz büyürüz, kaç yaşında olursak olalım büyürüz işte. Zaman geçer, biz sigaraya başlarız. Zaman geçer, yaralar kabuk tutar derimizin en dışında. Ama esas tenimiz, herkesten sakladığımız derinimizdeki tenimiz acıyı hep hisseder. Duyarsızlaştığını sanmak, artık her acıya, düşüncelerde rastlanabilecek her tuzağa karşı hazırlıklı olduğunu sanmak büyük bir yanılgıdır. Zihin insanı hep zorlar, acıyı esnetir.

Kafamın içinde oturdum bir köşeye bir yandan uyuyorum, bir yandan da uykumda kafamdaki patlamaları izliyorum. Kan kırmızısı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder