28 Haziran 2011 Salı
salıncaktaki turuncu saçlı kadın
tamamen siyah beyaz olan Dagur Kari'nin İngilizce adı dark horse olan filminin renkli birkaç saniyesi var sadece... arabada giderlerken, köprünün tekrar kapanmasını bekledikleri an... bizim saçlarına hep kahverengiyi yakıştırdığımız o güzel kadının saçlarının turuncu olduğunu gördüğümüz an. o küçücük arabasıyla o güzel kadını, o güzel adamın kürtaja götürdüğü zamana rastlayan anlar. Bazen herhalde ufacık şeylere tutunduğumuz ya da ufacık şeylerden irkildiğimiz, bunaldığımız gibi bir rengin farklı bir tonundan da başka başka yerlere gidiyoruz. duvarımda sallanan turuncu saçlı kadının bana hissettirdiği, bir nevi kalk hadi yerinden hissi gibi. yerimden kalkıyorum kalkmasına da, sonra tekrar oturuyorum ister istemez. vur kendini yollara olmuyor... geceleri camları bile açmıyorum, hasta oluyorum çünkü. hayat bazen bu kadar rahatsız edici derecede basit. rahatsız edici derecede basit olsa da kimi zaman, çoğunlukla yapısal sorunlar nedeniyle haddinden fazla karmaşık işte. bu basitlik ve karmaşa arasında gidip geldiğim sürelerde anlamı bir şeylere yüklemek oldukça zor olsa da, hep bildiğim gibi arada da yazdığım gibi bıçağı boynuma dayayıp kana bulamıyorsam ortalığı hep bir umut var demek ki... hem ne demiş benjamin sadece iyimserler intihar eder demiş... gerçi ben bu yazıyı niye intihar düşüncesine buladım onu da bilmiyorum, kelimeler birbirini buldu... salıncaktaki turuncu saçlı, turuncu kadının bana söylediği 'yaşa', sallan salıncaklarda, güneşi en turuncu haliyle de gör, yapraklar karışsın saçlarına şeklinde uzayıp gidiyor... beklemeler bitecek mi? (hey you, out there in the cold getting lonely getting old, can you hear me?) beklemeler bitecek, evet.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)