30 Haziran 2010 Çarşamba

çarşamba

Günlerden çarşamba. saat öğleni geçti, uyuya uyuya bir hal oldum çoğu zaman olduğu gibi. Üşengeçliğim sınava da girmememle artık en üst noktasına vardı; ama garip bir biçimde de huzurluyum bu üşengeçliğimden. Kendimi boş yere strese sokup, olmayacak şeylerin peşinde koşmamak için girmedim sınava. Yanılmadığımı ben biliyorum o yeter, amma velakin hocaya ne derim, ne yalan söylerim şu an düşünmekteyim. Kimbilir belki de sadece doğruyu söylerim, en etkili bahanem de o zaten.



artık kalkıp koştursam azcık diyorum. Birkaç kitap almalı kütüphaneden, sonra bir kahve. ders saatine kadar okumalı, durmalı, bakmalı.

25 Haziran 2010 Cuma

kayıtsız..

"kayıtsız" kelimesi çift anlamıyla gelsin çıksın bugün karşımıza.

hiçbir şeyi kayıt altına almıyorum, uzun zaman oldu. Bir şey için heyecanlanıp, birine önem verdiğim de yok.

Ne kadar yorgun ve ne kadar kırgın olduğuma dair cümleler yazmıştım buraya. kırgınlığım ve yorgunluğum da umrumda değil; benim umrumda olmayınca başkalarının da umrunda olmuyor zaten.

sorunlarımın büyük oranda nerden kaynaklandığını biliyorum aslında. insan ilişkileri konusunda naifim. İstiyorum ve bekliyorum ki beni anlasın birileri, çok konuşmama çok gözlerine sokmama gerek kalmasın. kocaman cümleler kurdurtmasınlar bana istiyorum. En çok ben özledim, en çok ben bilirim, bakın en çok kalp ağrısını ben çekiyorum, bak işte canım yine sıkkın hep sıkkınım ben, anlaşılmıyorum çünkü demek istemiyorum; çünkü öyle de değil biliyorum. benim sorunlarım kimsenin sorunu değil. sadece sorunlarım var herkes gibi. ama ben ne zaman konuşmak istesem ağzıma tıkayanlar oldu, artık çok sıkıldım.


kelimelerime ses versin renk versin: hayallerim. olmayan hayallerim.
ama dedim ya, kaçmak gitmek falan yok. duruyorum. ne gelirse yaşıyorum. daha fazlası ne gerek değil mi efendim?

17 Haziran 2010 Perşembe

keşke'lerin sonu yok.

gecenin şu saati olduğunda, uykum gelmek üzereyken tam, her şeyi geride bırakıp gidebilirmişim gibi hissediyorum. kast ettiğim içimdeki her şeyi geride bırakmak. bütün takıntılarımı ve bütün nafile çabalarımı bir çırpıda silip atmak ve başka biri olmak geliyor içimden. hiç kimseyi tanımıyormuşçasına tek başıma, günün getirdiğiyle bir şeyler yaparak yaşayıp gitmek.

yeni dank ediyor. bu kadar kırıldığımı ve yorulduğumu bilmiyordum. bu kadar bıktığımı da. ben hep bıkkınım bir şeylerden; ama bu bıkkınlık benim mızmızlanmalarım gibi değil. başka biri olmayı öyle çok diledim ki eskiden. kendi kabuğumdan kurtulup başka duyguları yaşayabilmeyi öyle çok istedim ki. hem kendimden hem de çevremdeki insanlardan dolayı çok hayal kırıklığı yaşadım. kendimden bıktım, kimi zaman nefret ettim, suçladım, bilerek acıttım. Hiçbir yere varamıyorum işte. Sabah akşam kendimi yemekle geçirdiğim günleri, uykuya sığınarak derslerden ve dünyadan koptuğum sabahları ve öğlenleri unutmadım. içimdeki sürekli ket vuran burcuyu da hep yanımda taşıyorum zaten. yaşamaktan korkan burcu. şöyle olaydı böyle yapardım, ama o böyle dedi de şöyle oldu culuk oynamak istemiyorum. hiçbir şey oynamak istemiyorum. hiç kimse o kadar önemli değil. hiç kimse o kadar önem vermiyor. kendimden öte başka hiçbir şey yok sıkıca tutunabileceğim. bunun da ötesi yok zaten.
içimde güzel şeyler var. naif cümlelerim var. varsın olsun. şarkılarla, filmlerle olamadığım kişileri doyuruyorum. gitmek istiyoruz ya, artık gitmek istemiyorum. kalıp yaşamak istiyorum. Önüme ne çıkarsa...

13 Haziran 2010 Pazar

Devics-City Lights


Güzel hayaller düşünmemi sağlıyor bu şarkı. Gel gidelim buralardan, gel, gel de uzaklara gidelim azcık diyebileceğim biri varmışçasına başımı eğip saçlarımı hiç bilmediğim bir rüzgarın okşayışlarına bırakıyorum. sonra kalalım azcık diyorum, kalalım böyle çok huzurlu, renkler uçuşuyor burda.

kelimelere dökemediğim bir tür hissi yaşatıyor şarkı. Ne duymak isterdin, karşılığında ne duydun diyorum kendime. cevap vermekten korkuyorum, cevap vermemeye çalışıyorum.



burdan al çıkar beni.
şehir ışıklarının altında uyanalım. Sesin yüzümü okşasın.

11 Haziran 2010 Cuma

loneliness, it is underrated.

6 Haziran 2010 Pazar

çatlak

keşke arada sırada zaman dursa. sadece dursun istiyorum, geçmişe dönmek geleceğe gitmek gibi şeylere ilgim yok. zaman arada durmalı. bir kapı aralanmalı, bir çatlak oluşmalı yurdun duvarında mesela. Annemle benim en sevdiğim resmin olduğu yerden tam bir çatlak açılmalı duvarda. Ben içinden geçip zamanın durduğu başka bir yere geçmeliyim. Başka bir yerden kastım başka bir coğrafya veya başka bir dünya değil. Sadece zamanın işlemediği, zamanın hiçbir şeyi kımıldatamadığı, değiştiremediği, acıtamadığı, bükemediği bir yere. Six Feet Under'daki zaman bükülmeleri geliyor aklıma ister istemez. Bir karavanla mesela okyanus kıyısına gitmek, zamansız bir coğrafyada dalgaların sesini havadaki tuz ve yosun kokusuna karıştırmak. saçlarımın yüzümü gıdıkladığını, beni sarmaladığını hissetmek. sadece o anı yaşamak, geçmişten gelecekten şimdiden hayattan bağımsız o anı. rüzgarı, tuzu, kumun yumuşaklığını, dalgaların sesini...Woody Allen'ın üç kız kardeşin hayatını anlattığı bir filmi vardır. Filmin sonunda üç kız kardeş yan yana gelip okyanus kıyısındaki evin penceresinden gri gökyüzüyle okyanusun birleştiği yere bakarlar. Bergmanvari bir hava olduğu aşikar zaten filmde, ama onun dışında o ev, o kız kardeşler, o pencerenin kenarında durup okyanusa bakma anı bir zamandışılık hissi verir bana. Bütün sorunlar pencerenin arkasında o bakışın arkasında kalmış gibidir.. Pencereden okyanusa doğru bir çatlak açılmış, üç kız kardeş çatlağın içinde belki çaresizce ama yine de zamandan zamansızlığı çalmayı başararak kalakalmıştır.
her yağmur yağdığında, gökyüzü her karıştığında bir çatlak açılacakmış hissine kapılıyorum. En azından o hissi yaşamak güzel, fazlasını istemek anlamsız. Yine dün oturmuş six feet under finalini izleyip bir yandan da ağlarken Ruth Brenda'ya Nate için seni kendine göre çok sevdi biliyorsun, ama yeterli değildi senin için daha fazlasını istedin dedi ya mırıl mırıl hiç suçlamadan sadece bilerek ve anlayarak, bu diziyi yine neden sevdiğimi ve neden hep seveceğimi anladım. Niye fazlasını istiyoruz? Niye yetmiyor? Ben niye bir çatlak yaratma peşindeyim? İçimdeki bir yer sızlayıp dursun varsın, zamanı durdurup kendimi donduramam. Öyle veya böyle hayat hep bir çizgi çekmeni bekliyor senden. İsteklerin, istemediklerin, yaptıkların, yapamadıkların, bildiklerin, bilmediklerin, bilemediklerin arasında. Bir sarkaç gibi çizdiğin çizgiler arasında, kimi zaman çizgiler silerek kimi zaman yenilerini çizerek sek sek oynayıp duruyorsun. Ama artık her şey çok karıştı. Her gece uyumaya çalışırken kafama takılan bir sürü sorunun ağırlığı, gecenin bir yarısı kalkıp balkona çıktığımda içime çöken sıkıntı. tüm bunları bir an bile olsa bertaraf edebilmek için zaman dursun istiyorum işte. Zaman dursun ve ben hiçbir düşünceyi kovalamadan belki sadece güzel bir rüyanın verebileceği hafif bir gülümsemeyle okyanusun kıyısında oturur bulabiliyim kendimi.
hala çok naifim evet. Ama ben böyleyim işte, değişecek gücüm ve isteğim yok artık.

4 Haziran 2010 Cuma

belki kafam iyiyken yazabilirim bir şeyler.

çok özledim. şu an her şeyi özlüyorum, her dakikayı her anıyı. bilmemen gerektiği için bilmiyorsun, ama ben biliyorum ya en çok koyan o zaten. elimi kolumu bağlayan.

bir extra alıp pencerenini kenarına tüneyip kendi kendime şarkılar mırıldanarak bütün anılarımı, ve hayatımı içtim gitti. geriye uyumak kaldı. uyumak da istemiyorum. hiç ama hiç istemiyorum.

between the bars beni tüketene kadar, ben kendimden çıkıp başka bir şeye dönüşene kadar bu şarkıyı dinleyip acıyabiliyirim.

hiçbir yol yok biliyor musun? hep kendimi kandırmışım, bir şey yapıyorum sanmışım, bir yere gidiyorum sanmışım. zaman geçiyor sadece. hep kendimi kandırıyorum.

bu şarkıya sarılıp uyuyorum. rüyasız bir gece diliyorum kendime.

."."."."

songs ohio: coxcomb red
the world is so pale next to you
every kiss is a goodbye
tanımlayamıyorum bile. içine sızar damarlarına sızar kulaklarında asılı kalır.

mojave 3-between the bars
hiç bitmeyen...
bu defa ben...ile başlayan cümleler...hepsi kırık hepsi dökük. hepsi kalbine batan. ucu hiçbir yere bağlanmayan yarım yamalak cümleler işte.
bellek tokatlamaya devam eder. şarkı hep sürer. dans hiç bitmez.

the national-about today
acıtır acıtır acıtır. her dinleyişte hiç bıkmadan hiç usanmadan hiç eskimeden hiç alışmadan alışamadan acıtır.

devamı gelicek üçlemeler beşlemeler halinde. bu şarkılar sonum olmazsa benim eğer...

3 Haziran 2010 Perşembe

laneeet

iyi miyim kötü müyüm. huzurlu muyum değil miyim. hepsini s.ktir edip sadece yaşamak istiyorum.
between the bars'lar yesin beynimi de her şeyden kurtulayım. öylesine bir şeyin olduğu yok ki öylesine öylesine ki...susmaktan başka bir şey gelmez elimden.

gitmek lazım. hep gitmek heep.kendimi arkada bıraka kadar, içim dışım birbirinden kopup ayrılana ya da kaynaşana kadar. yollarda dura büküle araya sora güle ağlaya başka biri olup yaşamak unutmak bilmemek yeniden öğrenmek görmek koklamak tozlanmak kirlenmek lazım. yıldızları başka başka gökyüzlerinde seyretmek lazım. sardunyalar büyüdü, yemyeşil. su vermek lazım allahım işte çiçeklere. dudaklarıma bir damla bal çalıp susmam lazım susmam.

hep uyku. en güzeli uyku. en bitmeyeni, hep geri döneni. bazen bazen uykuyu da paylaşmak lazım ya...