mesai devam ediyor. gözlerim içime kaçıyor.
yaşamayı seviyorum.
başka hiçbir şey umrumda değil.
sözcükler gider gelir.
günler de geçer durur.
ödevler biter, kahveler içilir.
gün ağarır, kararır sonra
Bergman'a sevgilerle. Woody Allen'a da tabi.
ah dış ses!
31 Mart 2010 Çarşamba
24 Mart 2010 Çarşamba
Strawberry Fields Forever-1
Derler ki…bilmiyorum aslında ne derler. Her gün herkes bir şeyler söylüyor. Ama derler ki hayat üç günlük bir şey. Geçip gidiyor. Gözlerin kapalı yaşarsan bir de-şarkının başını hatırla- living is easy with eyes closed kısmını- farkına varana kadar hayat seni bir kenara savuruvermiş oluyor. Gerçek dediğimiz şey ne? Nothing is real and nothing to get hungabout.
Derler ki öyle çok şey derler ki ben bir türlü başkalarının dediklerini aklımda tutamam o yüzden. Ama yine de derler ki uğraşmak, didinmek, biri olmak için çabalamak lazım. Kararlar vermek, seçimler yapmak, uykusuz kalmak, inanmak lazım- mış derler. Derler derler ben –mışlarım. Çilek tarlalarına gidiyorum ben, gelmek isteyen var mı? Göz alabildiğine uzanan çilek tarlalarına gidiyorum. Benim başka bir amacım yok.
Misunderstanding all you see. Derler ki insanlar dinlemeyi bilmiyor, o yüzden anlayamıyorlar birbirlerini, sabır yok artık insanlarda diyorlar. Diyorlar ki her gün her dakika kuşatılıyoruz.
Öyle çok diyorlar öyle çok kelime kullanıyorlar ki inanmıyorum. İnanmıyorum. İnanmıyorum.
Herkes kendini dinliyor. Kendini sözcüklere buluyor. Gerçek diye bir şey yok diyor diyor içimdeki bir şeyler. İçimdeki can-av-ar, cana susamış canavar.
Derler ki öyle çok şey derler ki ben bir türlü başkalarının dediklerini aklımda tutamam o yüzden. Ama yine de derler ki uğraşmak, didinmek, biri olmak için çabalamak lazım. Kararlar vermek, seçimler yapmak, uykusuz kalmak, inanmak lazım- mış derler. Derler derler ben –mışlarım. Çilek tarlalarına gidiyorum ben, gelmek isteyen var mı? Göz alabildiğine uzanan çilek tarlalarına gidiyorum. Benim başka bir amacım yok.
Misunderstanding all you see. Derler ki insanlar dinlemeyi bilmiyor, o yüzden anlayamıyorlar birbirlerini, sabır yok artık insanlarda diyorlar. Diyorlar ki her gün her dakika kuşatılıyoruz.
Öyle çok diyorlar öyle çok kelime kullanıyorlar ki inanmıyorum. İnanmıyorum. İnanmıyorum.
Herkes kendini dinliyor. Kendini sözcüklere buluyor. Gerçek diye bir şey yok diyor diyor içimdeki bir şeyler. İçimdeki can-av-ar, cana susamış canavar.
23 Mart 2010 Salı
is there anybody out there? helöö !!!
In the country of last things.
In the realm of nothingness.
In the field of sociology (bkz: sociology of tutunamama)
Harbinger of a new area.What is it?
-Last of the Mohicans?
of course not. Maybe first of the pseudo-quasi, whatever, observer of observatories.
At the dawn of the truth. truth?
oh yea. damn truth.
truth of what? nothingness, emptiness, loneliness, agressiveness, -ness, -ness...
each and every one. no no no. none of them.
the grass is greener on the other side.
other side of the world is an island where tindersticks gives concerts.
In summer i summarize other people's summers.
feysbuk is of great help.
In search for a reality. real-ity show. show must go on. on and on and on. On the radio, ooo, on the radio, oooo.
i am the first and the last of everything.
In the realm of nothingness.
In the field of sociology (bkz: sociology of tutunamama)
Harbinger of a new area.What is it?
-Last of the Mohicans?
of course not. Maybe first of the pseudo-quasi, whatever, observer of observatories.
At the dawn of the truth. truth?
oh yea. damn truth.
truth of what? nothingness, emptiness, loneliness, agressiveness, -ness, -ness...
each and every one. no no no. none of them.
the grass is greener on the other side.
other side of the world is an island where tindersticks gives concerts.
In summer i summarize other people's summers.
feysbuk is of great help.
In search for a reality. real-ity show. show must go on. on and on and on. On the radio, ooo, on the radio, oooo.
i am the first and the last of everything.
21 Mart 2010 Pazar
500 days of summer
heyhat ki benim adım summer değil. Ne tesadüf ki ben de çoğu şeye inanmıyorum summer gibi, ama bu benim hayatım, o ise güzel bir film karakteri. İnandırılmayı bekleyen kahramanlar mıyız peki biz de? Ben içten içe buna can attığımı biliyorum mesela, ama şu an için pek bir şeye inancım yok. Öyleyse doğru bu dediğim, en azından benim için.
ben bıktım işte yine. saatlerdir şu bahsi geçen filmin müziklerini dinliyorum. şimdi resimlerine baktım, spoiler olayına girmeden hakkında bir şeyler okudum falan. Böyle tatlı olsa ya hayat. şu cümle kadar basit. ne biliyim işte pencereden giren güneş misali falan filan. Canım çekti işte, insanı özendiriyorlar. Bazı şeyler parlaklığını hiç yitirmese, parlaklığını yitirse bile sönükleşmese...there is a light that never goes out. istediğim bu işte, bir de please please let me get me what i want. bir kerecik yahu, bir kerecik.
Var mı? hey, bir yerlerdesin nerdesin? elma dersem çıkar mısın?
ben bıktım işte yine. saatlerdir şu bahsi geçen filmin müziklerini dinliyorum. şimdi resimlerine baktım, spoiler olayına girmeden hakkında bir şeyler okudum falan. Böyle tatlı olsa ya hayat. şu cümle kadar basit. ne biliyim işte pencereden giren güneş misali falan filan. Canım çekti işte, insanı özendiriyorlar. Bazı şeyler parlaklığını hiç yitirmese, parlaklığını yitirse bile sönükleşmese...there is a light that never goes out. istediğim bu işte, bir de please please let me get me what i want. bir kerecik yahu, bir kerecik.
Var mı? hey, bir yerlerdesin nerdesin? elma dersem çıkar mısın?
16 Mart 2010 Salı
here i go
Yok olmuyor. Ne zaman bir şeyler kurgulamaya çalışsam kurgudan başka her halta benziyor. Ama olacak zamanla o da olacak.
Mızıkçılık yapmak yok yahu. Cümleler yazıp, noktalama işaretleri kullanacaksın. Kafandaki imgelerden kelimeler döküceksin önce, sonra o kelimeler herkesin kafasında farklı imgeler yaratacak. Sonra bir gün okuyanlar kendi imgelerini yaratabilmek için kelimeler dökecekler. Böylece sen de o hiç bitmeyen döngünün bir parçası olacaksın. Hem özgür hem değil. Bir kişinin imgesi herkesin imgesi olacak, ama yine de herkes kendi imgesinin tekilliğine inanacak, inanacak ki anlatılmaya değer bulsun onu. Bazen anlatmayı seçtiğimiz imgeler hepimizin bir şekilde aşina olduğu durumları, anları, acıları anlatır, işte onlar da ne kadar çok kişinin ortak imgeleminde varsa o kadar etkili olur. Bazen de kafandaki imgenin çoğulluğuna inanıp anlatacaksın, kelimeler durmayacak. Kelimeler durmadan akacak, ama bu sefer konuşurken ki aldırmazlıkla değil. Yazdıklarını kimse okumasa da, dönüp dönüp kendin de okuyor olsan yazacaksın.
Kelimeleri gerçekten seviyorum. canımı acıttıklarında da seviyorum onları. Bazen bir koca gün boyunca, bazen bir hafta boyunca tek bir kelimenin kafamda çağrıştırdıkları, bana anlattıkları ya da anlatamadıklarıyla uğraşıyorum. Kelimeler boşluk yaratır, kelimeler boşluk doldurur.
Yaşam sürüp gidiyor işte.
Garip bir şekilde huzurluyum.
Mızıkçılık yapmak yok yahu. Cümleler yazıp, noktalama işaretleri kullanacaksın. Kafandaki imgelerden kelimeler döküceksin önce, sonra o kelimeler herkesin kafasında farklı imgeler yaratacak. Sonra bir gün okuyanlar kendi imgelerini yaratabilmek için kelimeler dökecekler. Böylece sen de o hiç bitmeyen döngünün bir parçası olacaksın. Hem özgür hem değil. Bir kişinin imgesi herkesin imgesi olacak, ama yine de herkes kendi imgesinin tekilliğine inanacak, inanacak ki anlatılmaya değer bulsun onu. Bazen anlatmayı seçtiğimiz imgeler hepimizin bir şekilde aşina olduğu durumları, anları, acıları anlatır, işte onlar da ne kadar çok kişinin ortak imgeleminde varsa o kadar etkili olur. Bazen de kafandaki imgenin çoğulluğuna inanıp anlatacaksın, kelimeler durmayacak. Kelimeler durmadan akacak, ama bu sefer konuşurken ki aldırmazlıkla değil. Yazdıklarını kimse okumasa da, dönüp dönüp kendin de okuyor olsan yazacaksın.
Kelimeleri gerçekten seviyorum. canımı acıttıklarında da seviyorum onları. Bazen bir koca gün boyunca, bazen bir hafta boyunca tek bir kelimenin kafamda çağrıştırdıkları, bana anlattıkları ya da anlatamadıklarıyla uğraşıyorum. Kelimeler boşluk yaratır, kelimeler boşluk doldurur.
Yaşam sürüp gidiyor işte.
Garip bir şekilde huzurluyum.
4 Mart 2010 Perşembe
Life has a life of its own
Söyleyecek hiçbir şey yok, hem de o kadar çok şey varken. Hiçbir şey bilmiyorum ve görmüyorum. Telkinler işe yarıyor bir yere kadar, ya o bir yerden sonrası? Kendimi yine mi kandırıyorum? Kendimi kandırmadan unutabilir miyim?
Neyin peşindeyim? Ne istiyorum? Hayat olmazları oldurmaya çalışmakla mı geçecek? Ah mantığımla çözülse her şey...Çok mu zaman geçmesi gerek acaba, aşırı zaman yüklenmesinden mi değişiyor insanlar yoksa? Niye hala bu kadar naif ve aptalca bir biçimde inanıyorum? Niye inanıp da, en azından inanmayı olası görüp de, sonra hayal kırıklığına uğramayı bu kadar sık göze alıyorum? Yetmeez...Üç günlük dünya masalı bu hayatı sürüklemez. Life has a life of its own and it slips away...Hayatın benden habersiz bir hayatı var, parçası olsam ya gidip. İki ayrı şeymişiz gibi davranmasam ya.
Yazamıyorum ki. hiçbir şey bulamıyorum yazacak. İstediğim hayat bu değilken günlerin geçmesini seyrediyorum. Yoksa çok mu sabırsızım? Hemen olsun mu istiyorum her şey? Belki ...Yine de içimdeki ses susmadıktan sonra...Belki de hiç susmaması gerek ya da susmuyor hiç. Neler yapabilirim pek sınamıyorum. Gücümün ya da hayatımın sınırlarını bir nevi çizdim aslında. Niye uğraşıyorum öyleyse? Niye içime sinmiyor hiç bir şey, niye hep başka günlerin inancıyla kendimi teskin eder gibiyim-her ne kadar eskiye nazaran bunu çok az da yapsam. Az da yapsam çok da, sonuçta yapıyorum.
Paul Austerla uğraşıyorum ya şu ara, biraz önce bahsettiğim hayatın o kendine has yaşayış biçimini hatırlatıyor yazdıkları bana. İki yol varsa mecburen birini seçiyoruz. Seçmeden ilerleyemiyoruz. Seçim yapmaya mecbursak ve seçimlerimizin bizi her zaman nerelere götüreceğini kestiremiyorsak ne kadar suçlu olabilirz ki? Hayat dayatmacı ve faşist kimi zaman. O yüzden kendimi suçlamamaya çalışıyorum artık. Suçu hayata atarak yapıyorum belki ama yapıyorum.
Yanıp sönen ışıklar var. yıldız yok hiç gökyüzünde. Benim içimde inanç yok ne birine ne bir şeye karşı. Her şey yıkılıyor. Her şey bitiyor. Her şey parçalanıyor. Buna da inanmıyorum. Her şeyin tamamen bitebileceğine ve parçalanabileceğine ve hiçbir şey yaşamamışçasına herkesin ve her şeyin yabancı olabileceğine.
Neyin peşindeyim? Ne istiyorum? Hayat olmazları oldurmaya çalışmakla mı geçecek? Ah mantığımla çözülse her şey...Çok mu zaman geçmesi gerek acaba, aşırı zaman yüklenmesinden mi değişiyor insanlar yoksa? Niye hala bu kadar naif ve aptalca bir biçimde inanıyorum? Niye inanıp da, en azından inanmayı olası görüp de, sonra hayal kırıklığına uğramayı bu kadar sık göze alıyorum? Yetmeez...Üç günlük dünya masalı bu hayatı sürüklemez. Life has a life of its own and it slips away...Hayatın benden habersiz bir hayatı var, parçası olsam ya gidip. İki ayrı şeymişiz gibi davranmasam ya.
Yazamıyorum ki. hiçbir şey bulamıyorum yazacak. İstediğim hayat bu değilken günlerin geçmesini seyrediyorum. Yoksa çok mu sabırsızım? Hemen olsun mu istiyorum her şey? Belki ...Yine de içimdeki ses susmadıktan sonra...Belki de hiç susmaması gerek ya da susmuyor hiç. Neler yapabilirim pek sınamıyorum. Gücümün ya da hayatımın sınırlarını bir nevi çizdim aslında. Niye uğraşıyorum öyleyse? Niye içime sinmiyor hiç bir şey, niye hep başka günlerin inancıyla kendimi teskin eder gibiyim-her ne kadar eskiye nazaran bunu çok az da yapsam. Az da yapsam çok da, sonuçta yapıyorum.
Paul Austerla uğraşıyorum ya şu ara, biraz önce bahsettiğim hayatın o kendine has yaşayış biçimini hatırlatıyor yazdıkları bana. İki yol varsa mecburen birini seçiyoruz. Seçmeden ilerleyemiyoruz. Seçim yapmaya mecbursak ve seçimlerimizin bizi her zaman nerelere götüreceğini kestiremiyorsak ne kadar suçlu olabilirz ki? Hayat dayatmacı ve faşist kimi zaman. O yüzden kendimi suçlamamaya çalışıyorum artık. Suçu hayata atarak yapıyorum belki ama yapıyorum.
Yanıp sönen ışıklar var. yıldız yok hiç gökyüzünde. Benim içimde inanç yok ne birine ne bir şeye karşı. Her şey yıkılıyor. Her şey bitiyor. Her şey parçalanıyor. Buna da inanmıyorum. Her şeyin tamamen bitebileceğine ve parçalanabileceğine ve hiçbir şey yaşamamışçasına herkesin ve her şeyin yabancı olabileceğine.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)