30 Eylül 2009 Çarşamba

Burn After Reading*

Kafamda uçuşan düşüncelerin dayanılmaz ağırlığı bütün bunların nedeni. buraya yazdıktan sonra okuyup yakacağım bütün kelimeleri. Son defa anlatıyorum çünkü bunları kendime, belki ilk defa "son defa"nın ne demek olduğunu bilerek. Balkonun camındaki yansımama bakıyorum. Gözlerimde görmek istediğim bir şey var. Uzun süredir monologlarımla kendime diyaloglar yazıyorum. Derinlerde bir yerlerde hissettiğim, gittikçe güçlenen bütün kelimelerimi, monologlarımı bastıran bir duygu var. İçimde bir şeyler kırıldı kırılacak, o belli belirsiz sesi duyabilme umuduyla kıvranıp duruyorum. Kırılma noktası. Doygunluk noktası. Hiçbir şeyi erteleyemez, hiçbir kelimeyi dizginleyemez olduğun o geri dönüşsüz nokta işte. İçinden ancak bir şeyler yaparak, bir şeyler söyleyerek, içindeki bir şeyleri "değiştirerek"çıkabildiğin kara delik. Ne kadar aptalca da olsa, ne kadar kötü de olsa, hatta yanlış bile olsa "yapmayı, bozmayı, değiştirmeyi, anlatmayı" içimdeki o boğucu, bozbulanık duygudan kurtulmak adına göze alıyorum. "sadece tek bir şeyi hatırla, görebildiğin o rüyayı."

29 Eylül 2009 Salı

We're all made of stars

Gökyüzüne ne kadar da yakınmışım meğerse. kafam yıldızların arasındaydı bir süre. Kendimi explodingdog'daki figürlerden biri gibi hissettim. Yüzümde şaşkın ve çarpık bir gülümseme, içimde ne zamandır duymadığım heyecanla karışık bir korku. Korku yerini şaşkınlığa, şaşkınlık da yerini bütün benliğimi kaplayan bir heyecana bıraktı yavaş yavaş. Üç kere sallanıverdik gökyüzüne doğru, bir de baktık ki yıldızların arasındayız. Bir sürü parlak noktacık arasında dansettik sanki. Yanlarına yaklaştığımızda hiç de büyümediler yıldızlar, sadece çoğaldılar. Her yer yıldız oldu.
Evet bir kaç saat önce hayatımda görebileceğim en güzel rüyayı gördüm. Yine aynı beni götürmüştüm oralara da. İnişe geçtiğimde farkına varabilmiştim yaşadığım anın mucizeviliğinin, yıldızlara ulaşmanın bu kadar kolay olabileceğinin.
Paralel evrendeki o kişi yaşıyor o yıldızların birinde, biliyorum bunu. Gökyüzüne her baktığımda bir şeyler anlatıyorum çünkü yıldızlara. Balkona çıkıp küçük bir sır daha vereceğim şimdi onlara.

27 Eylül 2009 Pazar

uyku

Uykuyu katletmek de fazla kaçırmak da iyi değil. her şeyin azı karar çoğu zarar demiş birileri. altın oran. denge ya da. her şey düzenli olmalı.-malı, -se, -sa. Bülent Hoca fiil çekimlerinde sorun var dediğinden beri bu konu üstünde düşünüyorum esasında.Haklı gerçekten de. Ne demeli şimdi? Resmen bitiremiyorum başladığım cümleleri.

birileri uykuyu katlettiğinden beri uyku yok ya hani her gün uykuyu en baştan icat edebilme yetimize de şaşıyorum doğrusu. her gün bir çeşit ölüm tecrübe ediyoruz aslında. rüyalar görüp üstelik birbirimize anlatıyoruz. Aranızda ben hiç uyumam hiç de rüya görmem diyen var mı? yoksa zaten uyanıkken de rüya görerek mi ayakta kalıyoruz, vallahi bilemedim. neyse ki uyumaya gidiyorum şimdi ben.

11 Eylül 2009 Cuma

Radiohead, kahve, ufak ufak demlenen planlar kafamın içinde...üst üste dinlenildiğinde başka alemlere götüren şarkılar üstüne bir yazı yazmak istiyorum aslında. Ama gelin görün ki kazara yine açıverdim fake plastic trees'i. Esasında üst üste dinlenildiğinde başka alemlere götüren şarkıların başında gelir bu. Olmazsa olmazdır. Şarkı başlar, ben bak bu sefer bıktım, evet sonunda bıktım derim. Ama işte hep bir yerinden, bir tınıdan, bir kelimeden şarkıya tekrar bağlanıveririm. Hele hele o it wears her/him/me out'lar yok mu tüketir, bitirir, alır beni. Şarkının sonunda ben de kafamdan geçiririm yine, tekrar, hep: tavandan, bacadan, evin bir yerlerinden gökyüzüne doğru yükseliverdiğimi. Dönüp kaçmak gelir hep içimden sonra ne kadar tüketildiğimi, tükendiğimi anlar yer çekimine yenik düşerim. Sadece bütün o plastik, sahte şeyler değil Oğuz Atay'ın inanılmaz yoğunluktaki bütün o plastik insanları tasviri gelir aklıma. ...eziyet eden, hor gören, aldırmayan, unutan, kötüleyen, alay eden, ıstırabı paylaşmayan, insanlar arasına duvarlar çeken, küçümseyen, çaresiz bırakan, yalnız bırakan, terkeden, baskı yapan, istismar eden, ezen, cesaret kıran, iyilik etmeyen, değer vermeyen....

Öyle uzun zaman oldu ki fake plastic trees dinlemeyeli. Ama bu şarkı bende her zaman taze.Hiç bitmez...