Yeni bir döneme başlamış olmamla beraber, yeni bir dönem yazısı yazmak-her ne kadar artık yeni veya eski dönemlerin bir çetelesini tutmaktan vazgeçmeye çalışsam da-elzem oldu. Yazalım yazmasına da ne yazıcaz alter egocuğum, dedim biraz önce kendi kendime. Ee yaz işte geldiği gibi dedi o da. Yazmak için yazmak bu yaptığım benim. Yazarken düşüncelerimi takip ediyorum bir bakıma. Yazalım bakalım.
Son birkaç yazımda ucundan bucağından değindiğim bir şeyler var. Ciddiyet konusu. bende kelebek ruhu olmadığından bahsetmiştik zaten. o konuya tekrar girmiyorum o yüzden. Ama ciddiyet ve huzur arasındaki bağlantıyı biraz didiklemek, eşelemek lazım. Nasılını, nedenini sormak lazım. Huzur ciddiyetle gelmiyor, evet. Yaşama karşı takınılan ciddiyetle, yaptığımız şeylere ya da hayatımızdaki insanlara karşı takındığımız ciddiyeti ayrı yerlere koyuyorum. Yahu yaşamak dediğin gün doldurmak şu dünyada. Kaderci falan olduğumdan değil ki hiç de değilim kaderci; ama çeşitli rastlantılar, çeşitli olaylar ve de çeşitli insanlar vasıtasıyla bir yerlere gelip bir yerlerden gidiyoruz. İnsiyatif alabiliyor muyuz, seçim hakkımız nereye kadar, neyi ne kadar istediğimizi biliyoruz da neden istediğimizi biliyor muyuz? Hayat çok net değil doğal olarak. Bütün bunları düşününce insan doğasının ne kadar karmaşık olduğu falan da çıkıyor tabi ortaya. Ama biliyorum ki bazen ne yapsak ne etsek bir şeyleri olduramıyoruz. Dünyanın merkezi falan değiliz. O insan egosunun kendini her şeyin merkezine koyma çabasından da nefret ediyorum zaten. Olsa olsa kendi küçük ve zavallı hayatlarımızın merkeziyiz işte. Hepimiz kendi etrafımızda dönüyoruz. Diğer insanları uydumuz olarak görüyoruz, onlar da bizi kendi uyduları olarak görüyor. Olan biten buna benzer bir şey. Herkesin birbiri üstünde egosunu tatmin ettiği böyle bir sistemde ister istemez hayat sertleşiyor. Hayat zaten bir kısım şanslı mı desem ne desem insanın yaşadıkları dünya dışında sert bir şey. Azıcık suyla yutulan pembe bir hap değil yani. Büyüdükçe ruhumuzun bir kısmını satmak zorunda kalıyoruz. Sırf dünyayla uzlaşabilmek, hayatta kalabilmek için. Bir süre sonra sattığımızın ruhumuz olduğunu anlayacak kadar düşünmüyoruz bile. Çünkü hayat ordan burdan sıkıştırıp, kafamızı başka şeylerle dolduruyor. Unutuyoruz, belki de en çok hatırlamamız gerekn şeyi unutuyoruz.Ciddiyetle ya da huzurla ne gibi bir alakası var bütün bu dediklerimin peki? Oraya geliceğim sonlara doğru.
Lisede yanıma kimseyi yaklaştırmazdım. Duygusal anlamda yani. Birisinin öyle yaklaştığını hissettiğimde geri çekilir, garipleşirdim. Çok ciddiydim. Gülmemek anlamında bir ciddiyet değil bu. Ciddiydim işte. Hayatı geldiği gibi yaşayacak ya da bana nefes aldıracak şeyleri bile en ince ayrıntısına kadar düşünür, suyunu çıkarırdım. Sonrasında bir anlamı kalmazdı zaten. Çoğu şeyi anlamazdım da, aslında hala ne kadar anlıyorum tartışılır tabi; ama o zamanlar daha sert ve daha kendi içime dönüktüm. Zaman geçti, çok şey oldu bitti, ben büyüdüm, üniversiteler kazandım, dersler aldım, arkadaşlar edindim yeni, bazı şeyleri aştım, bazılarını ise bir türlü aşamadım. Ama kör topal bir yerlere geldim. Şimdi geri dönüp baktığımda bir muhasebe yapmam gerekse pişman olduğum şeylerden birisinin sürekli kendimi kendime kapayan, beni içime kitleyen ciddiyetimi kıramamak olduğunu görüyorum. Yeterince cesur olmadığım için, hep düşünüp düşündüklerimle kendimi yiyip bitirdiğim için kendime kızıyorum. Evet dünya sert. Hayat pembe bir hap da değil gerçekten. Ama bu kadar ciddiyete lüzum yok. Hayat bu kadar ciddiye alınacak bir şey değil. Ne bir mantığı ne bir sistemi var çünkü. Telkin yoluyla ilerleyen bir tarafı var yaşamanın. dolayısıyla kendi kendinize bir mantık oturtabiliyorsanız, o zaman kolay ilerlenebilir. Olmuyorsa olmuyordur kardeşim mantığı mesela kimi meselelerle cebelleşmek adına etkili bir mantık. Beni kendime kitleyen bir diğer şey de hep acaba işler iyi gitseydi neler olurdu, nasıl olurdu, neler hisserdim, hayatım nasıl değişirdi gibi sorularla yüzleşip durmam. Duvardan sektirip sektirip kucağıma düşürdüğüm renkli toplar gibiler. Sonra hepsini atıp tutuyorum sırayla. Bazıları elimden kayıp düşse de eğilip alıyorum yeniden, neylersiniz. Hayata mesafe alıp biraz uzaktan bakmayı başarabildiğim zamanlar, görece daha huzurlu bir insan oluyorum. Çünkü hayat günlük mutsuzluklardan çok daha büyük bir şey, bunu görüyorum. Uzaktan bakabildiğimde takıntılarım, sıkıştırıp duran sorularım ciddiyetini yitiriyor. Bu sefer de niye bu kadar abartıyorum, niye bu kadar ciddiye alıyorum diye haykırıp kaçasım geliyor. Ama kaçma isteğini bastırarak savaşabiliyorum bu duyguyla artık. Önceden de dedik ya hayatın bana bir borcu yok ki. Hayatın bana karşı bir tavrı da yok. O yüzden elimde ne varsa hayatım da o zaten.
Yavuz Çetin'den Kimse Bilemez gelsin.
Unutmadan bağlantıyı bir daha kurmalı belki. Hayata karşı çok ciddi olmak, insanı diken üstünde tutuyor işte. Azıcık akışına bırakmak gerek ki zaten hayat bize çaktırmadan kendi akışını dayatıyor da biz anlamıyoruz. Haa ben yapabiliyor muyum, valla şimdilik sadece dedniyorum sevgili blog. Ama o da bir şeydir değil mi?
26 Şubat 2010 Cuma
23 Şubat 2010 Salı
AnkaraAnkara
Rüyamda, daha önce rüyalarımda gitmiş olduğum, Ankara'ya gidiyordum. İşin garibi kimseye ulaşamıyordum. Sanki tek amacım Kızılaymışçasına Kızılay'a varabilmek için büyük emek sarf ediyordum. Aradığım arkadaşlar açmıyor, bir tanesinin numarası "bu numara değişmiş, içinden bir sayı atılmıştır. Lütfen siz de bir sayı atınız."diyordu. Aklıma mükemmel bir fikir gelmişçesine dayımı ararım ben de o zaman diyordum ki işte tam o an dayımların Amerika'da olduğunu hatırlıyordum. Ankara'ya gelmiştim gelmesine de kalacak kimse yoktu cidden. Doğal olarak moralim bozuluyordu tabi. Şu an hiç görüşmediğim, ama bir zamanlar,yani çok eskiden sevdiğim bir arkadaşım olan Bay K'yı bile arıyordum. Onun artık Ankara'da ne işi var bilemiyorum. Rüya içerisinde zaten sorgulamama gerek kalmıyor. Valla onun bir arkadaşında kalıyordum işte. Kızın aydınlık bir evi vardı. Temizlik falan yapıyordu gecenin bir yarısı. Ben öyle takılıyordum.
Garip yahu. Sen Ankaralara git, kalacak konuşacak kimsen olmasın. Kötü hissettim kendimi blog.
Bu arada rüyada, ben önceden bu rüyayı gördüm hissini yaşamak çok garip. Rüyada yaşanan deja vu hissi, gerçek hayatta yaşanan ben bu anı biliyorum, yaşadım hissinden daha bir sarsıcı. Örneğin rüyamda kendimi çaresiz de hissetsem, bir yere geldiğimde "evet, kızılay otobüslerine burdan binecektik işte, geçen sefer geldiğimde burdan binmiştim."demek ve rüya gördüğünü bilerek demek bunu-bu da nesi dedirtiyor insana. Ama öyle işte, insan beynii müthiş bir şey canım.
Ben sonra yine uyudum tabi, kaç posta oldu bilmiyorum. Bu sefer de diş tellerimi gördüm. Yahu ben bunlardan kurtulmamış mıydım deyip durdum kendime bütün rüya boyunca, sonra onları dişlerimle kemirip durdum. Sonra da çıkardım işte. Birbuçuk sene nasıl takmışım tel, bilemedim. Kendimi tebrik ettim bunun için rüyamda.
Rüyalar garip, çok garip. Sürekli stresli rüyalar görmemi ayrı bir yere koyarak düşünüyorum da cidden hiç beklemediğim yerlerden soran hocalar gibi rüyalarım. Görmeyi beklemediğim insanlar değil rüyamdakiler, ama benim onlara karşı tavrım ve onların bana karşı tavrı garip olan. Hep bir kaçma durumu var, kaçma durumu olmadığı zaman da garip bir tekrar hissi, labirentte kaybolup çıkışı bulamama durumu var. Bunlar benim en çok rastladığım rüyalar. Vakit bolken bile yapmam gereken şeyi yetiştiremem, gitmem gereken yere giyinip de yetişemem ya da farklı bir çeşitleme olarak bir yere gittiğimde ya da bir şey yaptığımda her şey birdenbire anlamsızlaşıverir. Rüyalar gerçek yaşamın bir çeşit uzantısı sonuçta. Hiçbir şeye inanmazlığım rüyalarımda da bariz bir biçimde kendini belli ediyor. Bir şeyleri anlatan önemli bir semptom, ama şu an vitesi boşa aldım. Bekliyorum, bu sefer beklemek benim seçimim. Bekledikçe içimdeki bir şeyler geri çekiliyor ve ben kalanları gidenleri daha iyi görüp, anlamlandırabiliyorum. Evet kolay öğrenmiyorum, ama anlıyorum.
Kendimle iyi geçindiğimi zamanları özlüyorum.
Garip yahu. Sen Ankaralara git, kalacak konuşacak kimsen olmasın. Kötü hissettim kendimi blog.
Bu arada rüyada, ben önceden bu rüyayı gördüm hissini yaşamak çok garip. Rüyada yaşanan deja vu hissi, gerçek hayatta yaşanan ben bu anı biliyorum, yaşadım hissinden daha bir sarsıcı. Örneğin rüyamda kendimi çaresiz de hissetsem, bir yere geldiğimde "evet, kızılay otobüslerine burdan binecektik işte, geçen sefer geldiğimde burdan binmiştim."demek ve rüya gördüğünü bilerek demek bunu-bu da nesi dedirtiyor insana. Ama öyle işte, insan beynii müthiş bir şey canım.
Ben sonra yine uyudum tabi, kaç posta oldu bilmiyorum. Bu sefer de diş tellerimi gördüm. Yahu ben bunlardan kurtulmamış mıydım deyip durdum kendime bütün rüya boyunca, sonra onları dişlerimle kemirip durdum. Sonra da çıkardım işte. Birbuçuk sene nasıl takmışım tel, bilemedim. Kendimi tebrik ettim bunun için rüyamda.
Rüyalar garip, çok garip. Sürekli stresli rüyalar görmemi ayrı bir yere koyarak düşünüyorum da cidden hiç beklemediğim yerlerden soran hocalar gibi rüyalarım. Görmeyi beklemediğim insanlar değil rüyamdakiler, ama benim onlara karşı tavrım ve onların bana karşı tavrı garip olan. Hep bir kaçma durumu var, kaçma durumu olmadığı zaman da garip bir tekrar hissi, labirentte kaybolup çıkışı bulamama durumu var. Bunlar benim en çok rastladığım rüyalar. Vakit bolken bile yapmam gereken şeyi yetiştiremem, gitmem gereken yere giyinip de yetişemem ya da farklı bir çeşitleme olarak bir yere gittiğimde ya da bir şey yaptığımda her şey birdenbire anlamsızlaşıverir. Rüyalar gerçek yaşamın bir çeşit uzantısı sonuçta. Hiçbir şeye inanmazlığım rüyalarımda da bariz bir biçimde kendini belli ediyor. Bir şeyleri anlatan önemli bir semptom, ama şu an vitesi boşa aldım. Bekliyorum, bu sefer beklemek benim seçimim. Bekledikçe içimdeki bir şeyler geri çekiliyor ve ben kalanları gidenleri daha iyi görüp, anlamlandırabiliyorum. Evet kolay öğrenmiyorum, ama anlıyorum.
Kendimle iyi geçindiğimi zamanları özlüyorum.
20 Şubat 2010 Cumartesi
i remember december.
Ben beklerken zaman geçiyor. Günler yavaş yavaş geçerken, geceler daha uzun sürüyor. Bu ara hem gündüzler, hem de geceler çabuk geçiyor. Geçip giden hayatım aslında ama şimdilik günler ve aylar diye adlandırmayı seçelim. Düşünmek, enine bonuna düşünmek, beni korkutuyor artık. Bu konuda eskisi kadar cesur ve atılgan değilim. Uçurum var bir yerlerde. Gereğinden fazla koşarsam vakitsiz gelip dayanmış olacğım o uçurumun dibine. Sonra hep orada beklemem gerekecek. neyse ki düşünemiyorum zaten.
Elimde değil. zihnimin mutlu olmak için işlemesi lazım değil mi? ama öyle işlemiyor işte. huzur bulamıyorum. yanlış yerde, yanlış şeylerde arıyorum belki. Her ne kadar kendimle de çevremle de anlamsız bir anlaşmazlık içinde olsam da kimi zaman boyun eğiyorum isteklerime. Her neyse. Fark etmez zaten artık.
Çocukluğumdan beri kendimi zorladıkça daha çok zorlamayı seçer oldum. Kolaylaşmadı. Kolaylaşmamalı belki, tamam. öyle bir arzum yok. Bir şeyler için uğraştım hep, bir çıkış umarak. İleride, gelecekte, şurda burda diyerek kendimi oyaladım. Şimdi o gelecek umutlarının, ertelemelerin beni hiçbir yere götürmediğini görüyorum. aynı laflar değil mi canım hep? olsun, kim var ki başka. aynı sözcüklerle de olsa, aynı cümleleri de kursam, dönüp dolaşıp hep buraya da yazsam olsun. En azından geri dönüp arada kendim okuyorum. O da bir şeydir.
gereğinden fazla bir ciddiyet bu. Gerek hayata gerek insanlara gerekse kafamdan geçen her şeye gereğinden fazla ciddi yaklaşıyorum. Halbuki huzur ciddiyetle gelmez. Sanki ben bilmiyorum. Keşke farkında olmasam hiçbir şeyin de öyle sürüp gitse bütün bu saçmalık. Farkındayım ve yine de sürüp gidiyor. öyleyse şikayet etme.
Six feet under izlemeye başladım. Bugün bıraktım aslında. Üçüncü sezona gelmiştim. Onu da gereğinden fazla hızlı ve ciddi bir biçimde izleyince içime sızdı. İngilizcem değişti. Kafam zaten karmakarışık. Şimdi tamamen ölüm düşünceleri kapladı zihnimi. Ölümün rastgeleliği canımı yakıyor.Hayatın acımasızlığı ve rastgeleliği var bir de. Yaptığımız seçimler için kıçımızı yırtıyoruz, hayatımızı çizelim, ipleri elimize alalım diye çıldırıyoruz resmen. Hayatın da kendine göre bir dinamiği var. Buna iizin vermiyor ki. Vermesini bekleyerek biz hatalı davranmıyor muyuz? Dün de böyleydi, bugün de böyle hala bir şeyler istediğimde tam olarak neden istediğimi bilmiyorum. Bir şeyleri hayatımdan çıkardığımda, bitirdiğim de hala net cümleler kuramıyorum. Oysa seneler oluyor .ben bu muhabbetleri kimlerle yaptım da hayatımdan kaç kişi çıktı gitti. Ben öğrendim sandıkça öğrenemediğini anlayanlardanım. Hayatın bana bir borcu varmış gibi davranmakta ısrar ediyorum. Oysa olup olacak olan bu. Hayatın bana borcu falan yok. Hayatın bana karşı bir tavrr yok ki borcu olsun. Ben kendimi böyle yaşamaya o kadar alıştırmışım ki hayatıma giren her insana ya da şeye gizliden gizliye hayatımın borcunu bana ödeyecek şeymiş muamelesi yapıyorum.
Bu kez yokum ama. bu sefer biliyorum. öğrendim demiyorum bak, çünkü öğrenmedim, anladım.
Elimde değil. zihnimin mutlu olmak için işlemesi lazım değil mi? ama öyle işlemiyor işte. huzur bulamıyorum. yanlış yerde, yanlış şeylerde arıyorum belki. Her ne kadar kendimle de çevremle de anlamsız bir anlaşmazlık içinde olsam da kimi zaman boyun eğiyorum isteklerime. Her neyse. Fark etmez zaten artık.
Çocukluğumdan beri kendimi zorladıkça daha çok zorlamayı seçer oldum. Kolaylaşmadı. Kolaylaşmamalı belki, tamam. öyle bir arzum yok. Bir şeyler için uğraştım hep, bir çıkış umarak. İleride, gelecekte, şurda burda diyerek kendimi oyaladım. Şimdi o gelecek umutlarının, ertelemelerin beni hiçbir yere götürmediğini görüyorum. aynı laflar değil mi canım hep? olsun, kim var ki başka. aynı sözcüklerle de olsa, aynı cümleleri de kursam, dönüp dolaşıp hep buraya da yazsam olsun. En azından geri dönüp arada kendim okuyorum. O da bir şeydir.
gereğinden fazla bir ciddiyet bu. Gerek hayata gerek insanlara gerekse kafamdan geçen her şeye gereğinden fazla ciddi yaklaşıyorum. Halbuki huzur ciddiyetle gelmez. Sanki ben bilmiyorum. Keşke farkında olmasam hiçbir şeyin de öyle sürüp gitse bütün bu saçmalık. Farkındayım ve yine de sürüp gidiyor. öyleyse şikayet etme.
Six feet under izlemeye başladım. Bugün bıraktım aslında. Üçüncü sezona gelmiştim. Onu da gereğinden fazla hızlı ve ciddi bir biçimde izleyince içime sızdı. İngilizcem değişti. Kafam zaten karmakarışık. Şimdi tamamen ölüm düşünceleri kapladı zihnimi. Ölümün rastgeleliği canımı yakıyor.Hayatın acımasızlığı ve rastgeleliği var bir de. Yaptığımız seçimler için kıçımızı yırtıyoruz, hayatımızı çizelim, ipleri elimize alalım diye çıldırıyoruz resmen. Hayatın da kendine göre bir dinamiği var. Buna iizin vermiyor ki. Vermesini bekleyerek biz hatalı davranmıyor muyuz? Dün de böyleydi, bugün de böyle hala bir şeyler istediğimde tam olarak neden istediğimi bilmiyorum. Bir şeyleri hayatımdan çıkardığımda, bitirdiğim de hala net cümleler kuramıyorum. Oysa seneler oluyor .ben bu muhabbetleri kimlerle yaptım da hayatımdan kaç kişi çıktı gitti. Ben öğrendim sandıkça öğrenemediğini anlayanlardanım. Hayatın bana bir borcu varmış gibi davranmakta ısrar ediyorum. Oysa olup olacak olan bu. Hayatın bana borcu falan yok. Hayatın bana karşı bir tavrr yok ki borcu olsun. Ben kendimi böyle yaşamaya o kadar alıştırmışım ki hayatıma giren her insana ya da şeye gizliden gizliye hayatımın borcunu bana ödeyecek şeymiş muamelesi yapıyorum.
Bu kez yokum ama. bu sefer biliyorum. öğrendim demiyorum bak, çünkü öğrenmedim, anladım.
14 Şubat 2010 Pazar
Hoşgörüymüş, umutmuş. bunları geçelim burcucum. Stres yapmadan okuldan taksim'e gidemezsin sen. Kimi kandırıyorsun ki? bıkmaklı cümlelerinin içinde boğul e mi. Kıçının üstünde oturup, zamanın geçmesini, eskimesini bekle. seni sevmiyorum. sevmiyorum.sevmiyorum.sevmiyorum.sevmiyorum.
hayır, hayır, hayır, bilmem kaç derece ateşle de yatıyor olsam sayıklama değil bunlar. Değil, değil işte, değil.
uyuyup uyanıcam, tekrar uyumak için.
hayır, hayır, hayır, bilmem kaç derece ateşle de yatıyor olsam sayıklama değil bunlar. Değil, değil işte, değil.
uyuyup uyanıcam, tekrar uyumak için.
10 Şubat 2010 Çarşamba
hell yea.
Ben hep söyleyemediklerimin, bir türlü yazamadıklarımın, yapmak isteyip de yapamadıklarımın esiri mi olacağım?Çok konuşmaktan ve boş konuşmaktan zaman zaman hiçbir şeye yer kalmıyor. Burada pek çok kez açık ettiğim zayıf noktalarımdan tekrar bahsetme niyetinde değilim. Bildiğim şeylerden birisi hayatı gereğinden fazla ciddiye alıyorum. Bu sefer hiçbir şey yapamıyorum, çok yaralanıyorum, çok büyütüyorum basit, sıradan şeyleri. Kelebek ruhu yok bende belki, evet. Çiçekten çiçeğe konmak falan...
Hayatı fazla ciddiye alıyorum. Ben ciddiye aldıkça o kendini geri çekiyor, uzun süredir farkındayım. Resmen kaçıyor benden. Yapmak istediğim, yazmak istediğim, söylemek istediğim her şey anlamlı; ama daha başlamadan tükettiğim için her şeyi "elde var sıfıra" yakın bir durum çıkıyor ortaya. Günü yaşacılık şu bu değil benim derdim. Ama bir şeyleri kırıp döküp yapmayı öğrenmem gerek. Hata yapıyorum, hatalarıma tahammül edemiyorum. Ne kadar küstahça ve saçma. Başkalarına karşı oldukça yüksek olan tolerans katsayım kendime gelince inanılmaz düşüyor. Bu da son derece bencilce ve riyakarca bir durum esasında. kendime karşı hoşgörü...bütün mesele bu sanırım.
Didaktik yazma şeklimi yerim. öyle yani blog, böyle şeyler. Hayattan "incelikle" damıtılmış farkındalıklar falan da derim ben şimdi. tam da iclal aydın, tuna kiremitçi kıvamında bir yazı olsun. neden olmasın. Yaza yaza onlardan kurtulmayı öğrenicez.
hell yea!
Hayatı fazla ciddiye alıyorum. Ben ciddiye aldıkça o kendini geri çekiyor, uzun süredir farkındayım. Resmen kaçıyor benden. Yapmak istediğim, yazmak istediğim, söylemek istediğim her şey anlamlı; ama daha başlamadan tükettiğim için her şeyi "elde var sıfıra" yakın bir durum çıkıyor ortaya. Günü yaşacılık şu bu değil benim derdim. Ama bir şeyleri kırıp döküp yapmayı öğrenmem gerek. Hata yapıyorum, hatalarıma tahammül edemiyorum. Ne kadar küstahça ve saçma. Başkalarına karşı oldukça yüksek olan tolerans katsayım kendime gelince inanılmaz düşüyor. Bu da son derece bencilce ve riyakarca bir durum esasında. kendime karşı hoşgörü...bütün mesele bu sanırım.
Didaktik yazma şeklimi yerim. öyle yani blog, böyle şeyler. Hayattan "incelikle" damıtılmış farkındalıklar falan da derim ben şimdi. tam da iclal aydın, tuna kiremitçi kıvamında bir yazı olsun. neden olmasın. Yaza yaza onlardan kurtulmayı öğrenicez.
hell yea!
9 Şubat 2010 Salı
sevgili blog
Yahu hayat hakkaten çok hızlı geçiyor. Canımı sıkıyor bu durum. yirmili yaşlara geldim ulan. bundan sonrası bayır yukarı.
Bir de tabi resmen memur oldum, bir yandan vicdanım rahat oh ne güzel falan; ama öte yandan tatil denen şey neye tekabül ediyor unuttum. Daha da uzun süre pek hatırlayabileceğe benzemiyorum.
Buraya derinlikli analizler neyin yazmak isterdim; ama olmuyor sayın blog olmuyor. kafacık çalışmıyor. Erkenden uyanıyorum, düşün ben yani. Braksan 3'e kadar uyuyan ben, sabahın köründe kalkıp akşam 6'da işten çıkıyorum. Yol şu bu derken zaten yurda varmam 7'yi geçiyor. Haftasonu desen,hiç deme. Sus...
İstediğim bir şeylerle uğraşıyorum, şikayetçi değilim. Hayatımda çok nadir olarak şikayet etmediğim şeylerden biriyle karşı karşıyasın, ee dolayısıyla heyecanlısın, evvet ! Aama yoruluyorum, sigara dumanı başımı zonklatıyor, yurda gidince başka şey yapıcak gücüm, enerjim pek kalmıyor ki yurttan da sıkılmadım desem yalan olur. Ama öyle veya böyle, her sabah yataktan kalkacak gücü bulduğum müddetçe, bir şeylerin iyi gittiğini düşünmeye devam edeceğim.
Bir de tabi resmen memur oldum, bir yandan vicdanım rahat oh ne güzel falan; ama öte yandan tatil denen şey neye tekabül ediyor unuttum. Daha da uzun süre pek hatırlayabileceğe benzemiyorum.
Buraya derinlikli analizler neyin yazmak isterdim; ama olmuyor sayın blog olmuyor. kafacık çalışmıyor. Erkenden uyanıyorum, düşün ben yani. Braksan 3'e kadar uyuyan ben, sabahın köründe kalkıp akşam 6'da işten çıkıyorum. Yol şu bu derken zaten yurda varmam 7'yi geçiyor. Haftasonu desen,hiç deme. Sus...
İstediğim bir şeylerle uğraşıyorum, şikayetçi değilim. Hayatımda çok nadir olarak şikayet etmediğim şeylerden biriyle karşı karşıyasın, ee dolayısıyla heyecanlısın, evvet ! Aama yoruluyorum, sigara dumanı başımı zonklatıyor, yurda gidince başka şey yapıcak gücüm, enerjim pek kalmıyor ki yurttan da sıkılmadım desem yalan olur. Ama öyle veya böyle, her sabah yataktan kalkacak gücü bulduğum müddetçe, bir şeylerin iyi gittiğini düşünmeye devam edeceğim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)