Ben hep söyleyemediklerimin, bir türlü yazamadıklarımın, yapmak isteyip de yapamadıklarımın esiri mi olacağım?Çok konuşmaktan ve boş konuşmaktan zaman zaman hiçbir şeye yer kalmıyor. Burada pek çok kez açık ettiğim zayıf noktalarımdan tekrar bahsetme niyetinde değilim. Bildiğim şeylerden birisi hayatı gereğinden fazla ciddiye alıyorum. Bu sefer hiçbir şey yapamıyorum, çok yaralanıyorum, çok büyütüyorum basit, sıradan şeyleri. Kelebek ruhu yok bende belki, evet. Çiçekten çiçeğe konmak falan...
Hayatı fazla ciddiye alıyorum. Ben ciddiye aldıkça o kendini geri çekiyor, uzun süredir farkındayım. Resmen kaçıyor benden. Yapmak istediğim, yazmak istediğim, söylemek istediğim her şey anlamlı; ama daha başlamadan tükettiğim için her şeyi "elde var sıfıra" yakın bir durum çıkıyor ortaya. Günü yaşacılık şu bu değil benim derdim. Ama bir şeyleri kırıp döküp yapmayı öğrenmem gerek. Hata yapıyorum, hatalarıma tahammül edemiyorum. Ne kadar küstahça ve saçma. Başkalarına karşı oldukça yüksek olan tolerans katsayım kendime gelince inanılmaz düşüyor. Bu da son derece bencilce ve riyakarca bir durum esasında. kendime karşı hoşgörü...bütün mesele bu sanırım.
Didaktik yazma şeklimi yerim. öyle yani blog, böyle şeyler. Hayattan "incelikle" damıtılmış farkındalıklar falan da derim ben şimdi. tam da iclal aydın, tuna kiremitçi kıvamında bir yazı olsun. neden olmasın. Yaza yaza onlardan kurtulmayı öğrenicez.
hell yea!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder