27 Ağustos 2009 Perşembe

Radiohead-Fake Plastic Trees

Her şeyin plastikten olduğunu düşündüğüm çok zaman oluyor. gittikçe hepimiz kabuklarımıza çekiliyoruz da farkında değiliz. Şeyler, şeyler, şeyler...para yoluyla eşyalar üstünde tahakküm kurabildikçe kendimizi bir şeyler başarmış hissediyoruz. Aldım, verdim ben seni yendimcilik oynuyoruz. her yer reklam. şehirler köşe bucak sarılı, televizyonlar "al, al" propagandasını çeşitli şekillerde 24 saat kullanan en yaygın, en kanıksadığımız, en normalleştirdiğimiz aygıtlar. Her şey gerçek gibi görünüyor, aldığımız tat gerçek gibi, gerçek bir dünya kurduğumuzu sanıyoruz aldığımız, alacağımız, almayı düşündüğümüz şeylerle. Kokusu, hissi, dokusu her şey öylesine sentetik, öylesine plastik ki aslında elimizden yapacak bir şey gelmiyor.En kötüsünün alışmak olduğunu düşünüyorum yine. tüketiyor beni bütün bunlar. bütün sahte, plastik ağaçları yakmak istiyorum. Kendini gün be gün tükettiğini bile bile bu ağaçları sahte hortumuyla sulamaya devam eden, sahte Çin işi biblolarının her gün tozunu alıp gerçek bir şeylerin hayaliyle uykuya dalan herkesi sarsmak tokatlamak kanatmak istiyorum. Gerçek bir şeyleri arzularken, hep gerçek bir şeylerin varlığına inanarak bekleyip dururken sahta plastik "şeyler" arasında yitip gidiyor bir sürü ama bir sürü insan. Yine de anlaşmalar imzalanmış, sahtelik diyarı gerçekliğin yerini almışken kendimi her an şu evin tavanından bacasından bir yerinden fırlayıp çıkacakmış gibi hissediyorum. İstediğiniz kişi olsaydım belki bu hayali düşlemeye bile cesaret edemezdim ya neyse. İstediğin kişi olsaydım eğer-sen paralel evrendeki sevgilim, arkadaşım, alter egom -çoktan fırlayıp çıkıvermiştim tavandan. Ama yerçekimi hep kazanır.

Yann Tiersen-Sur Le Fil...

İçine hikayeler sığdırabildiğim şeyleri seviyorum. Yann Tiersen'in bu parçası gibi.Birdenbire başlıyor şarkı. Yavaş yavaş tırmanıyor sonrasında. Bir çatışma var içinde. Bir sürü ben birbiriyle çarpışıyor sanki. Hiç bitmeyen, sona erdirilemeyen kelime oyunları...Acıyan ve kırılan bir şeylerin öyküsü. Çatışma bir süre sonra isyana dönüşüyor. Bağları koparıp atma isteği, bırakıp kaçma, şiddet, boşverme...Yaylılar o kadar iyi ki gözlerinizi kapatıp dinlediğinizde kara bir bulutun içindesiniz sanki.Gerilim yüklü.Kemanların hüzünlü olduğunu düşünüyorum.Hüzünlerini şiddetle döküveriyorlar ortaya. En tepeye varıyor birdenbire her şey. Ne olursa olsunvari bir nokta bu. Sonrası, sonrası piyano. Yumuşakça basılsa da tuşlara aynı çatışma, aynı isyan daha derinden, daha sessiz bir biçimde dile getiriliyor. Hiç piyano çalmamış ellerim tuşlara dokunmak istiyor. Şarkıyı çalan, çatışmayı, isyanı yaratan olmak istiyor. Çalar gibi yapıyorum. Gözlerimi kapatıyorum. Sakinim. Söyleyeceklerim var. Tuşlara anlatıyorum kafamdaki her şeyi. Onlar bir ses veriyorlar düşüncelerime. arada şiddetlenip arada alçalıyor ses.düşüncelerim de öyle. Kendimi ikna etmeye çalışıyorum. Parmaklarım hala hayali tuşlarda dolaşıyor. Kemanların yırtıcı, iç acıtı müziklerine karşılık ben de kendimden sessiz bir şeyler vermek istiyorum.Kendi hikayem. Anlattığım hep o. Dinlemelerini bekliyorum. Sakin ama buruk bir biçimde ellerim hala hayali tuşların üzerinde gezinmeyi sürdürüyor. Sonlara doğru kanıyorum artık. Düşüncelerim anlayamadığım bir şeylere yeniliyor. Çalmayı bırakıyorum. Kemanlardan hiç ses yok.