11 Eylül 2009 Cuma

Radiohead, kahve, ufak ufak demlenen planlar kafamın içinde...üst üste dinlenildiğinde başka alemlere götüren şarkılar üstüne bir yazı yazmak istiyorum aslında. Ama gelin görün ki kazara yine açıverdim fake plastic trees'i. Esasında üst üste dinlenildiğinde başka alemlere götüren şarkıların başında gelir bu. Olmazsa olmazdır. Şarkı başlar, ben bak bu sefer bıktım, evet sonunda bıktım derim. Ama işte hep bir yerinden, bir tınıdan, bir kelimeden şarkıya tekrar bağlanıveririm. Hele hele o it wears her/him/me out'lar yok mu tüketir, bitirir, alır beni. Şarkının sonunda ben de kafamdan geçiririm yine, tekrar, hep: tavandan, bacadan, evin bir yerlerinden gökyüzüne doğru yükseliverdiğimi. Dönüp kaçmak gelir hep içimden sonra ne kadar tüketildiğimi, tükendiğimi anlar yer çekimine yenik düşerim. Sadece bütün o plastik, sahte şeyler değil Oğuz Atay'ın inanılmaz yoğunluktaki bütün o plastik insanları tasviri gelir aklıma. ...eziyet eden, hor gören, aldırmayan, unutan, kötüleyen, alay eden, ıstırabı paylaşmayan, insanlar arasına duvarlar çeken, küçümseyen, çaresiz bırakan, yalnız bırakan, terkeden, baskı yapan, istismar eden, ezen, cesaret kıran, iyilik etmeyen, değer vermeyen....

Öyle uzun zaman oldu ki fake plastic trees dinlemeyeli. Ama bu şarkı bende her zaman taze.Hiç bitmez...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder