18 Ekim 2009 Pazar
Maurice Blanchot Yorumu-Karanlık Thomas
(…) Karanlık Thomas kitap okumak için odasında kalmıştı. Kendini başkalarının gözlerinden ve sözlerinden yalıtmayı seçmiş, okumak için bir “alan” yaratmıştı kendine. Ellerini alnında kenetlemiş, baş parmaklarını saç diplerine bastırmış; kendini bütün fizikselliğiyle okuduğu kitaba vermişti. Kitabı hala aynı sayfalarda açık duruyordu; ama o bütün benliğiyle okuyordu. Her işaret, her harf, her sözcük onu çağırıyor, onu istiyor, varoluşundaki bir yerlere-belki de varoluşunun ta kendisine-dokunuyordu. En başta karşılıklı bakışıyorlardı sadece. İki taraf da karşısındakinin ne kadar güçlü olduğunu, nereye kadar gidebileceğini, neler yapabileceğini tartmaya çalışıyordu.Birbirlerini ikna etmiş olmalılar ki kitaptan yayılan o ölümcül güç Thomas’ın derinliklerine sızdı, onun bakışı, onun okuyuşuyla değişti, anlam kazandı, çoğaldı. Kitap kendini Thomas’a tamamen açmıştı artık, Thomas da kendini kitaba. Kitap kendini savunmaktan vazgeçmişti; Thomas kitabın labirentlerine, koridorlarına, dehlizlerine bıraktı kendini. Henüz korkmuyordu, henüz labirentler Borgesvari bir biçimde çatallanıp sonsuza açılmamıştı çünkü. Labirentin, dehlizin, koridorun başındaydı daha Thomas. Labirentin gözüne baktı, labirent de onun gözlerine. Birbirlerinin gözlerinde gördükleriyle “bir” oldular, varoluşları birbirine karıştı, birbirini tamamladı, birbirine dokundu. Aldığı zevk öylesine büyük, öylesine katışıksızdı ki korkutucu, ürkütücü hatta çıldırtıcı bir şeydi bu. Okumak yaşadığı evrenin dışına çıkarmıştı işte sonunda onu. Başka bir evrende, başka bir yerde kelimeler tarafından kovalanıyordu. Kelimeler kovaladıkça çoğalıyor, çoğaldıkça aralarındaki kovalamaca daha da hızlanıyordu. Sonsuzluğa, mutlağın gözüne açılan kelimelerle sarılmıştı çevresi. Hayır kaçmayacaktı. Kelimeleri yakalayacak, metni ele geçirecek, onlara okur olmanın ne demek olduğunu gösterecekti. Birden garip bir şey oldu, çevresini saran bütün o kelimelerin onu ele geçirdiğini, onu okuduğunu hissetti. Dört bir yandan kelimeler uzandı, kıskıvrak yakaladılar Thomas’ı, karşı koyduğunda dişlerini geçirdiler etine. En sonunda Thomas bütün benliğini, bütün bedenini kelimelere teslim etti. Faust’un Mephistofeles’le girdiği iddiaya benzer bir şeyler vardı bu teslimiyette. Meydan okuyan, karşı koyan bir teslimiyetti bu. Kelimelerin adsız biçimlerini kendi varlığıyla doyurdu, kelimeler ve kendi arasındaki duvarları yıkıp aralarına mıknatıslar yerleştirdi. Thomas kelimelere varlığını sızdırırken yavaş yavaş kitabın kendisi oldu, kelimelerse Thomas’ın varlığından sızanlarla fiziksel bir gerçeklik kazandı neredeyse. Varlık sözcüğüne varlığını verdikten sonraydı evet, gözlerinin yerini de göz kelimesi almıştı artık Thomas’ın. Kelimelerle varoluyor, kelimelerle görüyor, kelimelerle soluyordu saatlerdir. Thomas cansızdı, kanı kelimelerin damarlarında dolaşıyordu. Büyülenmiş bir biçimde kelimeleşiyordu, metinleşiyordu. Kelimelerden vurgun yemişti. Açıktaydı, tehlikedeydi, her an bir kelime gelip kafasına bir silah dayayabilir, tetiği çekebilir, onu öldürebilirdi. Neden sonra kitabı elinden bıraktı Thomas. Yavaş yavaş etlenip, kemiklendi. Odası, durup durup açılan kapısı var olmaya başladı tekrar. Camın açık kalmış olduğunu, üşüdüğünü, acıktığını fark etti neden sonra. Saatler geçti. Thomas bu sefer bir kitap değil bir kalem aldı eline. Sürekli yanında taşıdığı defterinde boş bir sayfa açtı; huzursuzdu, elleri, zihni, düşünceleri karıncalanıyordu. Bir süre hiçbir şey yazamadı, öylece baktı kağıda. Sonra yavaş yavaş kağıt da, kalem de, oda da kayboldu. Sadece kelimeler, sadece kelimelere yüklemek istediği anlamlar kaldı ortada. Varlığını tekrar kelimelere sundu Thomas. Peşlerinden koştu kelimelerin, bazılarını kıskıvrak yakalayıp oturttu kaleminin ucuna, bazılarına ise yetişemedi. Her kelimeyle biraz daha metinleştirdi kendini. Dış dünyadan, nesnelerden koptu, kelimeleri de kendisiyle beraber koparttı. Kelimelerin sonsuz kere okunduğu ve yazıldığı bir evrende saatlerce damarlarında kelimelerle dolaştı durdu. (…)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder