10 Ocak 2010 Pazar

Until the Morning Comes

hele bugün bir geçsin, yarın da geçer elbet. Eee yarın geçerse öteki gün zaten geçer. Böyle haftaları, ayları hatta azcık kassam yılları bile geçiririm. Uncomfortably numb. bir de comfortably numb olsam, her şey daha kolay olcak. değilim tabi.hiç olmadım ki.
hayatımın hiç bir evresinde bu kadar hırpalandığımı ve törpülendiğimi hissetmedim. Her şey üst üstüme geliyor, bir türlü kaçamıyorum. Kendimi bir şeylere adamaktan ödüm kopuyor. Adayamam ki zaten. Gücüm yok. kolalanmış dantel gibiyim. Kaskatı, çok ütülenmişim belli.
nasıl oldu da bu kadar duyarsızlaştım, katılaştım ben de bilmiyorum. Evet, hep bir şeyler vardı ama idare ediyorduk bir şekilde alter egolar falan. Noldu da bu kadar çıplaklaştı iç dünyam, önceki senelerden ve günlerden farklı ne oldu da birden tokat yemeye başladım kendimden?
niye soruyorum ki, sanki bir şeyleri değiştirebilecekmişim gibi. kabullenmeye başladım da ondan oluyor bütün bunlar, ben biliyorum içten içe.
doğru düzgün, elle tutulur yüzüne bakılır beklentim kalmadı. Günü geçiştirelim sabaha kadar yeter. gecelik hikayeler yazıyorum, sonra uyurken siliyorum kafamdan onları. böylece ertesi güne "yepyeni" bir ben olarak uyanıp beklentisiz bir biçimde hayatıma devam ediyorum. Tabi keşke bu kadar düzgün işleseydi bu mekanizma. Hayat istisnalardan ve eksikliklerden ibaret. ya da benim hayatım diyelim. tıkır tıkır işleyen hayatlar da biliyoruz, hiç bahsini açmayalım. Bu konuşma şekli de sıktı artık. neyim sanki, rahat batıyor işte. Varoluşsal problemlerle boğuşup durmaktan gözümü bile açamıyorum. Açmiyim zaten ne fark eder.
Ne fark eder ne fark eder. en sevdiğim ifade biçimi. ama yine de didinip duruyorum. her an ağlayabilecek, her an bir şeyleri lanetleyecek konumda olmamın dışında her şey hep aynı. hep aynı hep aynı. Rahatsız edici derecede tanıdık, bıktırıcı derecede aynı işte. İçimde koca bir canavar var. tüylerini okşuyorum arada. arkadaş oluruz belki de rahatlarım biraz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder