yılan kuyruğunu vurup durdu içinde bulunduğu kapta. Upuzun bir yılandı, çok inceydi. Derisi pul puldu, sertti. Çığlık attım mı atmadım mı kestiremiyorum tam. Ama içimde bir yer bağırıp durdu yılan ikinci kez karşıma çıkınca. İlk seferinde de aynı kadın, aynı kurnaz gülüşle bir şey göstereceğim sana demişti. Bu sefer yılanı dışarı çıkarmıştı. O, hiç korkmuyordu. Ben korkudan daha ötede bir yerdeydim. Kaskatı bir şekilde durup bekliyordum. Ama yılanı benim için getirmemişti. başkasına karşı yapacağı bir sürprizin! parçası olarak getirmişti. Bana niye gösterdi öyleyse? Ben yine parçası olmak zorundaydım bu türden sinir bozucu oyunların? Rüyalarda isyan edemezsiniz değil mi? İsyan ettiğinizde rüya olduğunu anlayıp kendinize gelirsiniz ya da. Ama gerçeklik ve rüya arasında çok kırılgan bir denge var. Rüyalarınızda belli bir sınırı aşıp o kırılgan dengeyi zedelemediğiniz sürece bütün gerçekçiliğiyle en can yakan rüyaları görebilirsiniz.
Bilinçaltımda biriktirdiğim bütün çer çöp, rüyalarımda karşıma çıkıp, hadi bakalım uğraş bizimle diyorlar. Köpeklerle dolu bir yol, nerdeyse kimse yok. Korkuyorum, çok yorgunum. Saatlerdir, kaçıyorum. Ama birinin peşine takılıp bir yol seçiyorum. Sarışın bir adam. Belki İngilizdir. O an bütün stres, bütün korkular, bütün intihar tasarılarım kayboluyor. Yüzümüze vuran güneşte rahatlatıcı bir şey var. gözüme girip çıkan o parıltıda dünyayı güzelleştiren bir şey var.İntiharı unutuyorum o an, dünya ne olursa olsun güzel diyorum. Sonra o kayboluyor. başka birine dönüşüyor. Güneş kayboluyor. Akşam çöküyor, sokaklar ıssızlaşıyor. Yine kaçmam, içimdeki sıkıntıyı da kendimle birlikte sürüklemem gerekiyor.
Sorun şu ki uyumaktan korkar oldum. Rüya görmekten ürküyorum. Verdikleri o rahatsız his kolay kolay geçmiyor, üstelik bu sefer sadece yarattıkları hissi değil rüyaları da hatırlıyorum. Hyatımda en gördüğüm en büyük bez afişlerden biri. Devasa bir caddede yine bir yere yetişmeye çalışarak yürüyorum. O devasa caddeye, o devasa bez afişi asacaklar birazdan, ister istemez seyrediyorum. O kadar kocaman ve ağır ki bez. üstünde bir sürü yazı, bir sürü renk var. Merak ediyorum ne yazdığını. Yürüme hızımı yavaşlatıyorum. bezi silkeliyorlar ve kocaman caddenin iki yakasını birleştirecek biçimde iki uç tarafından da çekiyorlar. O an kötü bir şey olacağını anlıyorum, ama önce yaızları okuyorum. Deterjan ya da yine böyle saçma bir şeyin reklamı. Onlar bezi silkeler silkelemez havayı bir madde kaplıyor. gökyüzü onunla doluyor. Renksiz bir madde aslında, ama varlığını havanın ağırlığında hissetmek mümkün. Ciğerlerim havasız kalıyor. Öyle korkuyorum ki. Koşmaya çalışıyorum. ağzımı sımsıkı kapatıp, kendimi o maddeden koruma çabasıyla koşuyorum. Niye kimse yok? Hiçbir yerde kimse yok. Bu bir felaket senaryosu ise eğer bir sürü insanın da benimle beraber kaçması, gerekirse ölmesi lazım.
rüya görmeden uyumak istiyorum. baş ağrısıyla uyanmak istemiyorum. hep uyumak, hep uyumak istiyorum...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder