13 Ocak 2010 Çarşamba

göz

Gözlüklerini çıkardı, bir kenara koydu. Yorgun gözlerini önce odada dolaştırdı tembelce, isteksizce...yeni bir şey, hani hep "yeni"... neyse. gözlerini ekrana dikti sonra. yeni bir şey? parmak uçlarında harfler. kararsızca, umutsuzca parmak uçlarına dokunup dokunup kaçtı her biri. Yarı açık camdan rüzgarın soğuğunu hissetti sırtında. kendi sırtını sıvazlamak...istedi, evet. onun yerine yüzünü ellerinin arasına aldı yine. gittikçe küçülen yüzünde sadece gözlerini hissedebiliyordu. acıtan iki yara gibi. Bakabileceği her yere baktı. Aynaya, gökyüzüne, duvarlara, ağaçlara, bağırıp çağıran çocukların ayakkabılarına, karşı apartmanın perdesiz odalarına, ışıklara,karanlığa, kendi içine. aradığı şeyi hiçbir yerde bulamadı.
Son zamanlarda nereye giderse gitsin gözleri bir arayış içindeydi. Aradığı her neyse onu kaçırmamak için bütün gücüyle gözlerini etrafa saçtı durdu. İnsan yüzleri biriktikçe, insan yüzleri gözlerinin önünden defalarca geçtikçe belki de hiç göremeyeceğim bir şeyi arıyorum diye düşünmeye başladı. İnsanların yüzlerine bir anlam atfetmek, o anlama tutunmak saçma dedi. Gece hep yıldızlara baktı. Bulutlu, karanlık gecelerde balkona çıkıp gökyüzüyle beraber soğuğa baktı. Öyle çok baktı, öyle çok yordu ki gözlerini; artık dışarı çıktığında gözlüklerini takmaz oldu. Bulanık görmek işine geliyordu. Hayal kurmasını, umut etmesini engellemiş oluyordu böylece.
Bunlar küçük hikayeler, dedi kendine. Dedikten sonra bir iç geçirip gayri ihtiyari yine odayı süzmeye başladı. Duvarlara nüfuz etti bakışı. kabul etmek zorundaydı işte. Yok yok yok yok. aradığım şey yok. yok işte. yok. Anla artık. anla...
kabullenmek en zoru diye fısıldadı bu sefer bir ses. Duyuların yetmez. görmek yetmez. duymak yetmez. içinde bir şeyleri kırmadan, dökmeden, gürültü koparmadan hiçbir şey değişmez dedi. Her gün duyduğum o milyonlarca sesten de bıktım dedi kız. Bahçede oynayan çocuk seslerinden, araba alarmlarından, kamyonlardan, okul zillerinden, milli marşlardan, bilgisayarın vızıldayan sesinden, anonslardan...yatağıma, rüyama sızan seslerden de görüntülerden de çekip alsam kendimi...dedi kız. usulca, sessizce. kimse duymadı. O kadar çok ses vardı ki. kimse duymadı. iyi ki kimse duymadı dedi. dudakları bile kıpırdamadı.

Ben dedi, ah ben, ben güzel şeyler, anlamlı şeyler istiyorum. Ben var ya ben, ben değişmek, iyileşmek istiyorum. ben ah ben ben ben kaçmak istiyorum dedi ağlayarak. sırtını döndü. bakışlarını kaçırdı. bana hiçbir şey yetmiyor, biliyor musun dedi aynadaki kıza. aynadaki kız başını salladı. Derin o kadar saydam ki içini görebiliyorum. Pek bir şey kalmamış dedi. Damarlarımı peki dedi kız, damarlarımı güzel buluyor musun?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder